Category: Genel

Karşıyaka iç transfer görüşmelerine başlıyor

Yönetim, 5’erli gruplar halinde bugünden itibaren iç transfer görüşmelerine başlayacak

kişilik futbol şubeyi belirleyip teknik direktör sorununu Ufuk İskender’le çözen, sportif direktörlük görevine ise eski hakemlerden İsmet Arzuman’ı getiren Karşıyaka şimdi de transfere başlıyor.

Hakan Çeliker başkanlığındaki futbol şube yönetimi mevcut oyuncularla bugün 5’erli gruplar halinde görüşmelere başlayacak. Tüm futbolcularla anlaşmak ve kadro yapısını korumak istediklerini belirten Kulüp 2. Başkanı Gökhan Şensan, “Her gün belli gruplar halinde oyuncularımızla yüz yüze görüşmeler yapacağız. Bu hafta içinde tüm futbolcularımızla görüşüp transferi kısa sürede sonuçlandırmak istiyoruz. Hiçbir oyuncumuzun kulüpten ayrılmasını istemiyoruz. Kısa sürede yol alacağımızı düşünüyorum” diye konuştu.

Mekanın Cennet Olsun Serdar Keleş

 

Beşiktaş Tribünlerinden, Karagümrüklü kardeşimiz Serdar Keleş maalesef hakkın rahmetine kavuşmuştur. Sevdiğimiz, sürekli görüştüğümüz 10 numara bir insandı Serdar Keleş.

Kardeşimize Allahtan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.

Mekanı cennet olsun.

Cenaze bugün ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazı ile İstanbul Fatih camiinden kaldırılacaktır.

Başımız sağolsun.

Karşıyaka Çarşı Grubu

Dora Kafe Karşıyakalıların Hizmetinde

Kardeşimiz Borga Sezer “Dora” isminde açılışını bugün yaptığımız kafemizde, Karşıyakamızın en köklü ilkokullarından biri olan Türk Birliği İlkokulu önünde sağlıklı yiyecek ve içecekleri ile Karşıyaka halkının hizmetinde olacak. Devamini oku…

Karşıyaka’da futbol İsmet Arzuman’a emanet

Yeni sezonda TFF 3. Lig’de mücadele edecek Karşıyaka, Sportif Direktörlüğe FIFA Kokartlı eski hakem İsmet Arzuman’ı getirdi.
Bir yandan eski futbolcularına olan borçlarını kapatmaya çalışan Karşıyaka bir yandan da yeni sezonun hazırlıklarını yapıyor. Teknik Direktör olarak Ufuk İskender ile anlaşan yeşil-kırmızılılar, Sportif Direktörlüğe ise FIFA Kokartlı eski hakem İsmet Arzuman’ı getirdi.
Anlaşmayı resmi internet sitesinden duyuran yeşil-kırmızılı kulüp, Arzuman’a yeni grevinde başarılar diledi.

Yeni hocamız Belli Oldu

Önümüzdeki sene takımımızın hocası belli oldu.
FIFA Pro Lisans sahibi Ufuk İskender hocamıza başarılar dileriz.

Ufuk İskender kimdir?

Futbolculuk kariyerinde köklü kulüplerin formasını giyen, daha sonra İstanbulspor, Medipol Başakşehir, Siirtspor, Orduspor ve son Anadolu Üsküdar’ı çalıştıran deneyimli teknik direktör Ufuk İskender’in bilinmeyen yönleri…

16 yıllık profesyonel futbolculuk kariyerinde Vefa, İstanbulspor, Orduspor ve Kasımpaşa gibi köklü kulüplerin formasını giydi. Daha sonra rahmetli Gündüz Tekin Onay’ın “Çırak, kalfa, usta ol da, hoca ol” tavsiyesine uyarak antrenörlüğe formasını giydiği İstanbulspor’un altyapısında başladı.

İstanbulspor’un altyapısından çıkıp, şu an çeşitli liglerde forma giyen her futbolcu, mutlaka onun elinden geçmiş, azarını yemiştir.

İstanbulspor altyapısındaki başarılı süreç, onun bugünlerde şampiyonluk kovalayan (ki temeli yıllar önce atılan) Medipol Başakşehir’de A takım antrenörlüğüne kadar yükselmesini sağladı.

3 yıllık Başakşehir dönemi sonrası, kısa süren Siirtspor ve Orduspor deneyimleri, ardından aslında kendisini yeterince ispatladığı Anadolu Üsküdar macerası başladı.

İlk 6 haftada maç kazanamayan Anadolu Üsküdar, Ufuk İskender’in gelişiyle daha ilk maçında şampiyonluğun en büyük adayı Amed Sportif’i mağlup etti. Bu galibiyetle birlikte ilk 5 haftasında yalnızca, sezonu şampiyon tamamlayan İstanbulspor’a şanssız bir şekilde 1-0 kaybetti.

Ufuk hoca, 2 aylık süreç sonrası mutlu olduğu Anadolu Üsküdar’dan çeşitli sebeplerden ötürü ayrılmak zorunda kaldı.

Hayatını futbola vermiş, tırnaklarıyla kazıyarak geldiği bu noktada Ufuk İskender’in Tribune Sport Magazin’e verdiği içten ve samimi röportajı siz okuyucularımız için paylaşıyoruz:

İşte o röportaj:

Kısaca çocukluğunuzdan ve kendinizden bahseder misiniz?

Trabzon’da doğdum. 9 yaşına dek Trabzon’da büyüdüm. Daha sonra babamızın ölümünden sonra geleceğimiz adına İstanbul’a taşındık. Gurur duyduğum bir ailem var. Babam erken yaşta vefat ettiği için yetim bir çocuk olarak büyüdüm. Bizim oralarda da kadınlar çok duygusallardır. Annem evlenmedi, hal böyle olunca aileye adanmış bir hayat yaşadık. Kısacası küçük yaşta baba olduk. Ailemin ekonomik durumu iyi olduğundan, hayata dair güzel günler yaşadım. Okulum, çevrem, özenilecek düzeydeydi. O günleri anımsarken şunu da söylemeden geçmeyim, fazlasıyla da şımartıldım ve gerçek şu ki şımarık bir Ufuk’tum. Bunun benimsenecek bir yanı yoktu, ama gerçek buydu. İleriki yaşlarda çok bedel ödettiği gerçeği unutulmamalı. Şımarıklık kesinlikle iyi bir şey değil. Şükürler olsun ki, Tanrı bize futbolu verdi. Duygusal travma yaşamışsın, -küçük yaşta baba ölümü- şımarıksın, duygusalsın, inanılmaz agresif ve öfke dolusun. Çünkü hayata 1-0 mağlup başlamışsın. İşte bu nedenle iyi ki futbol var diyorum. Hafta sonu müsabaka günleri ve oyunlarımız iyi bilir o haylaz Ufuk’u… Tüm stresimi orada atıyordum. Arkadaşlarıma, hatta hocalarıma karşı çok kırıcı olduğum günler oluyordu, ama sağ olsunlar hakları ödenmez, çokça idare ettiler beni. Uzun uzun anlatmayayım, çünkü kendimce hep ben haklıydım. Oysa haklı olmadığım çok şey vardı ve bu gerçeği göremiyordum.

Futbol hayatınız nasıl başladı?

Trabzon’da doğduğun zaman zaten futbolcu olarak doğuyorsun. Şehirde futbol yaşam biçimi ve yöresel bir kültürel olgu bu kaçınılmaz gerçek. Sabah akşam konuşulan en önemli konu futbol ve futbol takımı… Nereye giderseniz gidin futbollasınız. Tatillerde veya okul sonralarında hemen boş alanlarda toplanırdık maç yapmak için…

Sabahtan gecelere dek sokaklarda olurduk, geceleri sokak lambalarını düşünün -o yıllarda- ışıklar azıcık, işte orada da futbolla ilgili sezgi ve algı yeteneğin gelişiyor. Futbol topunu göremeyince ya da az görünce diyelim. Arada acıkınca annelerimiz yağlı ekmek verirdi ellerimize… Senin annen, benim annem yoktu, analarımız hepimizin analarıydı ve bizler çocuklarıydık. Ölenlerimize rahmet ola. Trabzon’da doğup, futbolcu olamamak neredeyse imkansız. Yeter ki o istek ve arzuyu ön planda tutun. Genetik yapı ile ilgili bir şey bu, çok yaratıcı bir genetik durum. Büyüklerimiz bize takılırdı, “Nedenin çok balık yemekten” olduğunu söylerlerdi. Fosfor yüklü oluyormuşuz.

Yeniden başa dönecek olursak, çocukken de gençken de, büyükken de, futbolu her zaman çok seviyordum. Senenin 365 gününün neredeyse 360 gününü futbol ile geçiriyordum ve geçirdim. Her meslek kendince zor ama işin gerçeği futbol ciddi ciddi çok zor – futbolcuyken de antrenörken de-. İnsanlar keyif yapıp, tatillerini ailelerine ve kendilerine ayırırken, siz sürekli futbol topuyla iç içesiniz. Hocalıkla ilgili de mutlaka basında ve medya da görmüşsünüzdür, sürekli kulüpte kalan ve tesis dışına çıkmayan bir hoca olarak lanse ederler bazı hocaları ve bu gerçektir. Takımın tesisi evi olmuştur. Bence hoca da olsa, insanların hayatın olağan akışında olan rutinlerini yaşamaları tarafındayım. İlk hocalığa başladığım zaman, rahmetli Gündüz Tekin Onay bana, “Ufuk, yıldız takımda antrenörlüğe başla” demişti. Günümüzde öyle değil maalesef, tepeden geliyorsunuz. Ama rahmetli Gündüz abi, “Çırak, kalfa, usta ol da, hoca ol” derdi. Şu an bunu diyenler ise, birilerini alıp direk hoca yapıyorlar. Konuşmalardaki savundukları teoriyle, hayattaki pratikleri çok tezat.

Profesyonel olarak görev aldığınız takımlardan bahseder misiniz?

Hiçbir takımda profesyonel olarak oynadığımı düşünmüyorum. Sadece disiplin adına ayak uyduruyordum ve lisansım profesyoneldi. Profesyonel takımlarda amatörce oynadım. Tuhaf kararların adamıydım. 1989 senesinde -bu zamanki Süper lig- Kahramanmaraş’ta oynarken bana üç büyük takımdan biri ciddi transfer teklifi yaptı. Çok başarılı maçlar çıkarmıştım, sağolsun anmak isterim Adnan Dinçer hocamı, bendeki emeği inkar edilemez. Fakat oradaki malzemeci Taşkın’la, aşçı Ejder’i çok sevdiğim için gitmedim. Bir gün bir telefon geldi, Haluk Ulusoy (Mersin İdman Yurdu As Başkanı), “İsmet Arıkan hoca seni çok istiyor” dedi. Telefona verdi, konuşma üslubunu çok samimi ve babacan hissettim. O istedi diye, Mersin’i seçtim. Hayatımda o kadar komik ve enteresan şeyler var ki, tabi bunları yaşamayan bilmez, çevremdeki dostlarım bilir. Mersin’de o zamanın çok yüksek transfer ücreti almıştım. 15 gün sonra antremanda bileğimde çatlak oldu, aldığım evin tapusunu ve ücreti geri verdim, hak etmediğimi söyleyerek…

Kimileri beni aptal olmakla, kimileri rahatsız olmakla eleştirdi. Ama Ufuk buydu. İnsanların o an ki kararlarında ne yaşadığını ve hissetiğini ancak kendisi bilebilir. Belki yaptıklarımda sıra dışılık ve aykırılık vardı, ama bu bendim, kendimden kaçamazdım, öyle mutlu oluyordum… Yine öyle bir anımda Orduspor’da vardı. Takım arkadaşlarım iyi bilir. Profesyonel hayatıma 1995-96 sezonunda Güngören’de son verdim. O sezonda Allah bana güzel bir şey nasip etti, tepki aldığım halde fair-play ödülüne layık görüldüm. (GOL OLAN VURUŞA HAKEM AUT DÜDÜĞÜ ÇALDI) Bende doğru olanı söyledim gol verildi değiştirilerek… Unutmam hiç, hakem Suat Bıçak’tı. Üzülmüştüm onun için. Genç ve ümit veren bir hakem olmasına rağmen hakemliği bırakmıştı.

Futbolu bıraktıktan sonra, antrenör olma konusu kendi kararınız mıydı yoksa çevreden bu anlamda yönlendirmeler oldu mu?

Futbola karşı zaten büyük bir sevgi besliyordum. Çok da hevesliydim, oyuncuyken bile son zamanlarım antrenör yardımcısı gibiydi. Tuğrul Alkaya ve Dimitri Pantazi’nin onayıyla ve öngörüsüyle İstanbulspor’da alt yapıda antrenörlüğe başladım. Yönlendirme yapan oldu mu! olmadı. Çünkü ukala ve kendini beğenmiş bir yapıya sahiptim, kimseyi dinlemezdim, kendimce hep ben bilirdim. Antrenörlük eğitimlerime gelince bugünkü gibi değildi. 1998-2017 eski dönemlerdeki kurslara da katıldım. Hakkını inkar edemem, Metin Turel hocamdan çok şey öğrendim. Çünkü kurslar kısa süreliydi. Kursların dışında daha çok ögrendim o dönemler A takım direktörümüzdü.

Yabancı antrenörlere bakışınız nedir?

Yabancı antrenörlere kesinlikle karşıyım. Yabancı antrenörler gökten inmedi. Biz fiziksel olarak neye sahipsek, onlarda ona sahip. Futbol dünyanın neresinde olursa olsun, sahada aynı şartlar ve ölçülerde oynanan bir oyun. İstesek belki daha iyi oluruz ama bunu yapmıyoruz. Mesela şu anda Süper Lig’de ingilizceyi ana dili gibi konuşabilen antrenör çok az var. Ulusal arenaya cıkınca yurtdışında birinci konuşulan dil ingilizce. Niye gelişmiyoruz buna da anlam veremiyorum. Uğraş vermeden sahip olmak istiyoruz. Fakat uğraş vermeden kazanılan hiç bir şey insanı mutlu etmez. Profesyonel anlamda bir antrenörün yabancı dilleri iyi ise, yabancı oyuncusuyla saha içinde ve dışında iletişim kurabiliyorsa, başarı kaçınılmazdır. Bu misyonun kazandırılması açısından TFF’nin şart koşması gereken bir husus olduğuna inanıyorum. Türkiye’de maalesef bazı şeyler baskı olmadan olmuyor.

Milli Takım performansı açısından konuşursak, Türk oyuncuların potansiyelini nasıl buluyorsunuz?

Milli takım adına dış arenada bulunduğumuz yer neyse potansiyelimizde odur. Cevabım “Eh fena değil” olacak. En büyük eksiğimizi bence tamamen giderdik. Çokça internasyonal müsabaka oynuyoruz artık ve bu mükemmel. Mental olarakta futbol kültürümüzü geliştirip profosyonelliği tam olarak algılarsak kon hallolur. Milli takımlarda, yaş gruplarında ve nispeten de kendi takımlarında ciddi anlamda iyi antrene olunuyor ve bilgilendiriliyor. Her şeye sahipler psikolog, diyetisyen, doktor, sağlık ekibi vs. alet edavat derdimizde yok. Gençlere ve kardeşlerime ricam bolca kitap okumaları ve eğitime gelişime açık olmaları. Tabii ki bu çocukların bunları okuması içinde başında durup, “Oku, oku” diyemezsin. Yetiştiği ailede ve çevrede çocuğun bu pratiği kazanması gerekiyor. O çocuk babası kitap okumuyorsa nasıl okusun? Alışkanlıklar çok önemli. Her evde neredeyse her babanın elinde sigara var. Çocuk ufak yaşlarda bu yüzden sigaraya başlıyor. Rol-model aldığı ebeveynleri yüzünden yanlış yönlendirilmiş oluyor. İşin kısacası milli takım hocalarına yükleneceğimize kendimize şöyle bir uğrayıp, ülke olarak sosyo – ekonomik yapımızı geliştirmeliyiz ve bu doğrultuda futbolumuz da istenilen seviyelere gelebilir. Bu iş komplike bir olgu.

Yabancı kontenjanı hakkında fikirleriniz neler?

Yabancı sınırı serbest oldu diyelim, o yabancıyı zorlayan Türk oyuncu varsa oynamaz ki zaten ya da boşuna transfer edilmez. Biz hep baskı ile var oluyoruz. “Bu böyle olacak” denildiği zaman oynamaya başlarız. Bu konuda fazlaca tecrübem oldu. Yabancı kontenjanı serbest olunca ülkede şöyle bir baskı var mı; “Hocam yabancılar hep oynayacak”. Elbette hayır. Bu hocanın kendi tercihine kalmış bir şey. O tercihi yaptıracak kişide senin Türk oyuncun. Fatih Terim’in dile getirdiği gibi, “Yabancı oyuncunun fazlalığı, yerli oyuncunun önünü kapatmıyor ki”. Diğer türlüsü daha kötü. Yabancı oyuncu yok, yalnızca yerli oyuncu var. Türk oyuncular gelişmiyor, ancak onları zorlamanız gerekiyor. Bu zorlukta rekabet ortamında oluyor. Yabancının iyisi
başımızın tacı.

Eğer bir şansınız olsaydı hangi takımın başında olmayı isterdiniz?

Takım ayırt edemem, ülkemin her takımı benim takımımdır. Mesleğim ruhumda kutsaldır.